Mutluluk yada Mutsuzluk Ne Fark Eder İçime Bakmadığım Sürece?
Mutlu olmak istiyorum deyip mutsuzluk yaşatmaktır kendine; yaşamak. Kafanın içinde kurduğun o mutluluk profiline ulaşamayacağını içten içe kabul ettiğin için, sımsıkı sarılırsın hayallere… Yaptığın bütün her şeyin sonunda daha da mutlu olabileceğini ve aslında içten içe de hep mutsuz olduğunu görürsün kendinde. Daha fazlasına istersin ve tam da o "daha çoğu" tutar seni bu hayatta. Eğer yoksa böyle hayallerin, yaşamak sana güç geliyorsa artık, biliyorsan içten içe mutlu etmeyeceğini hiçbir şeyin, kalmamışsa içinde umut, gün geçtikçe kayboluyorsan hayatın içindeki yüklerle o zaman zaten yaşamamak ister insan. Mutlu olabilme ihtimali yaşatır seni, belki, bir gün işte… Bakın size ne diyeceğim. Neden bu kadar önemsiyoruz ki mutlu olmayı? Dünyaya mutlu olabilmek için mi geldik? Mutlu insanlar dediklerimiz gerçekten sürekli mutlular mı? Herkes neden sürekli denizin üst tarafını görüyor. İçinden neden bu kadar korkuyoruz da sadece bir hayale sarılıp bütün ömrümüzü onun üzerine oynuyoruz. Nice fırtınalar kabartıyor denizleri de içinden bir şeyi alıp değiştirebiliyor muyuz? Deniz vazgeçebiliyor mu deniz olmaktan? Bence bizim içimizde deniz gibi o kadar devasa ki kayboluyoruz içinde ve bu yüzden sularımız hep bulanık ve dibini göremiyoruz, derinlere inemiyoruz ve sürekli üzerindeki rüzgarla cebelleşiyoruz, atmak istiyoruz üzerimizden bizi bu hale getiren her şeyi… Kıyıya doğru sürüklediğimizi sanıyoruz içimizdeki acıları ama en ufak bir fırtına da başka acılarla mücadele ediyoruz sürekli. Yanlış anlamayın dediklerimi çünkü bu denizin hikayesi. Bu hikayede bir deniz olmak zorunda değiliz ki. Biz sadece insanız. İstediğimiz zaman rüzgarla mücadeleyi kendi haline bırakıp içimize doğru yol alabiliriz. Bizi biz yapan şeyleri görebiliriz. Mutluluk veya mutsuzluk dediğimiz şeyler denizin üst tarafında olup biten şeyler aslında. İçimiz acılarla, sevinçlerle, korkularla yaşanmış bir sürü şey barınıyorken mutlu veya mutsuz olabilme ihtimali her zaman var olacaktır zaten. Peki sen kendini bunların içinde nerede görüyorsun? Şimdi hayat üzerine üzerine geliyorken, sürekli diğer insanlarla mücadele halindeyken, herkes seni yargılarken, sana karışırken, ne yapıp ne etmeyeceğine dair bir sürü öğüt verirken, başarısızken, aşksızken, hiçbir şey bilmiyorken, depresyondayken, işsizken, yalnızken ve dahası… Bak görmüyor musun denizin üzerinde seni mutsuz eden bir sürü şey varken mutlu olmak ihtimali nasıl da cazip geliyor insana. Bu iki karşıtlık bütün hayatımı da ele geçirip benim hakkımda kararlar verebiliyor yaşam yada yaşamak hakkında… Kendime tavsiye ettiğim bir şeyi dile getirmek isterim; Bırak, denizin üstünde ne olup biterse bitsin. Asıl sorunun kaynağını içinde aramadığın sürece sen hayata olan savaşından asla vazgeçemeyeceksin. Üstelik bir gün bütün bu olan biten her şeyden sıyrıldığında yani senin için ne altın ne de üstün bir anlamı olmadığını anladığında, hiçbir şeyin seni insan olmaktan ne fazla ne de eksik hissettirdiğini, her şeyin senin için en iyisi, en güzeli olduğunu fark ettiğinde bütün yüklerinden arınmış biri olacaksın. Denizin su olmasını ne değiştirir? Denizin içine ne atarsan at o hep su olarak kalacaktır. Tabi attığın şeyler zehirliyse her ne kadar su olarak kalsan bile kendi kendinin sonuna da hazırlamış olursun. İçine ne attığında ne çıkardığında senin ne olduğunu gösterir. Kısacası önce içine bak. Orada her şeyi göreceksin.
Yorumlar
Yorum Gönder