Kaçarsam, Tutarsın Elimden



Yağmur damlalarını hissediyorum birer birer yüzümde. Tam karşımda bütün sıcaklığıyla yüzüme vuran güneşe rağmen,  rüzgarın getirdiği bir kaç bulutla beraber, içimden bir ses diyor ki birazdan sırılsıklam olacağım. Rüzgar yavaş yavaş hızını daha da arttırıyor. Az sonra şu güzelim güneşinde geçecek önüne belli. Biliyor musunuz? Hep merak etmişimdir. O kocaman güneşi sen kapkara bir yağmur bulutu olarak nasıl saklayabiliyorsun? En sıcak mevsimde bile gerçekten bunu nasıl yapıyorsun? Tamam, evet yağman gerekiyor, denge falan filan biliyorum ama o da güneş yani... Bütün ışıltısını, sıcaklığını, dünyada olup biten bir mevsimsel olay birden nasıl kesebiliyor? Biliyorum. Cevap basit. Fiziki kurallar, bulut yakın, güneş uzak ve önüne geçiyor tamam ama ee? Sen güneşsin değil mi? Her yeri ışıl ışıl yapan bir güneş bir bulut parçasına nasıl teslim olabilir? İşte bak, gördün mü yok oldun işte. Her yer karardı. Artık her yerimde hissediyorum yağmurun serinliğini. Bedenimin üzerinde dans edip,  hızlı bir şekilde horon tepiyormuşçasına yağıyorlar. Olduğum yerde bütün bunları kafamın içinden geçirirken kala kaldım. Sahi, nerede olduğumu bile söylemedim size. Kumsaldayım ve etrafımda hiçbir şey yok. Yanımda çanta yok. Denize gireceğim diye telefonu bile almadan çıktım. Deniz karşımda köpürüyor, ben ıslanıyorum, deniz üzerime üzerime geliyor, ben düşünüyorum... Eve doğru koşsam birazdan dinecek yağmur için değmeyecek. Zaten o kadar sıcak ki ter ve yağmurla karışık bir haldeyim. Buraya kadar gelmişken eve geri dönmek istemiyorum. Atıyorum kendimi kuma. Yatıyorum, açtım kollarımı, bacaklarımı. Geçtim shavasana duruşuna... Sırılsıklam, yer yer çamurlu ve yavaş yavaş sırtıma doğru biriken su birikintisi içindeyim. Kendimi tamamen bıraktım. Uyumak istiyorum. Sanki yağmur üzerime doğru yağdıkça toprak ve suyla birmişim gibi hissediyorum. İşte ben diyim 5 dk siz diyin 15 dk... Yanımda saat olmadığı için orda o halde ne kadar kaldım bilmiyorum ama yanımda beliren bir gölge ile gözümü araladım. O da ne? Işıl ışıl bakan masmavi bir çift göz... Elini uzatıyor. Şaşırıyorum ve ellerimle yere tutunup kalkıyorum. Yavaş yavaş, yağdıkça aralanan bulutlarından ardından güneş tam onun yüzüne doğru vuruyor. Bir şey diyor, diyor ama ben onun yüzüne öyle odaklandım ki sesler birbirinin içine girmiş anlamsız kelimeler oluşturuyorlar zihnimde. Dudaklarının kenarındaki benler çekiyor dikkatimi şimdi de... Odaklanacağım, odaklanacağım da o kadar büyülü biri duruyor ki karşımda saçma sapan bomboş bir ifadeyle, dinliyorum onu. Ellerini tekrar uzatıyor. Bu sefer uzanmamı beklemeden tutup kaldırıyor beni su birikintisinden. Elinde duran havluyu şimdi fark ediyorum. Ne yapıyor bu? Beni kurulamaya çalışıyor? Yavaş yavaş kendime geliyorum. Sesler artık anlaşılır bir hale gelmeye başladı. "Nasılsın" diyor. Söyleyeyim. 5 dk önce iyiydim. Şimdi daha iyiyim. "Ölmüş olduğunu düşündük" dedi. Kim dedim? Bir sürü insan varmış meğer çevremde. Meğer sesler ondan karman çorman geliyormuş zihnime. İyi ki ölmemişim dedim... Ölseydim ve ruhum bedenimden ayrıldığında senin yanımda olduğunu görseydi  geri bedenime kaçardı bence, dedim içimden tabi. Neyse, insanların arasından ayrıldık. Bana yardım edeceğini söyledi. Hemen evinin 10 dakikalık bir yerde olduğunu ve istersem hasta olmamam için üzerime bir şeyler vereceğini söyledi. Büyülenmiş gibiydim. Ne diyebilirim ki... Yardım isteğini kabul ettim. Halbuki hiçbir şeyim yoktu. Ben o anı yaşamak ve bırakmanın verdiği o hisle kalıp hasta olmayı da, bir dalganın beni gelip götürmesini de göze almıştım. İnsanlar ne kadar panikler. Zaten sıcak hava üzerimde kuruyacak kıyafetler. Üstümdeki çamur mu öldürecek beni Allasenn... Rahat rahat bırakamıyorsun bile kendini evrene. İlla insanlar gelip uyandırıyorlar. Gerçi benim uyanışım güzeldi. Hiçbir karanlığın önüne geçemediği bir güneş uyandırdı beni. Hala gizli gizli ona bakıyorum. Kafamın içinden bin bir türlü şey geçiyor. Belki de gerçekten öldüm. Olamaz mı? Evren bana yardım edip, zihnimde böyle bir insanı yaratıp karşıma getirmiş olabilir. Kaçmak istiyorum. Yaslanarak yürüdüğüm omzundan çekiyorum kendimi. Haliyle " Ne oldu" diyor. Ne olmadı ki? Yüzüne bir daha bakıyorum. Teşekkür ederim ama benim evim de yakın ben kendim hallederim diyorum. Yok diyor olmaz. Yalnız gidemezsin, düşersin bana yaslanman lazım. Hayır iyiyim ben diyorum. Bomba gibiyim. Siz hasta olduğumu düşünüyorsunuz. Hayır diyor. yine tutuyor elimden. Güven bana, iyi olacaksın diyor. Hipnotize olmuşum gibi hissediyorum. Gözleri, gözlerimin içinde fırıldak gibi dönüyor. En son onu hatırlıyorum. Galiba bayılmışım. Ondan sonrasını hastane de açtım gözlerimi. Yanımda kimse yok. Sanırım her şey gerçekten zihnimin bir ürünüydü ve ben uydurdum diyorum. O zaman kim getirdi ki beni buraya? Belki de kendi kendime geldim. Ne biliyim. Her şey çorba gibi oldu kafamın içinde. O da ne! Kapıdan geliyor. Gerçekmiş. Ağzımda atan kalbimin verdiği kusma hissiyatına engel olamıyorum ve... Saçmalamayın. Tabii ki oraya kusmadım. Koştum tuvalete hemen. Büyük utanıyorum. Ne yapacağım? Hayatımın sonuna kadar bu tuvalette kalmak istiyorum. Yani bana yardım ettiği yetmezmiş gibi bir de en rezil hallerimden birini görmek zorunda bıraktım. Nereden nereye geldim. Sadece kendimi yağmurun akışına bırakmak istemiştim ama evren maşallah dayadı da dayadı sürprizleri hayatıma... Kapıyı çalıyor ama benim çıkmaya hiç niyetim yok. Atın önüme suyu yemeği ama o gitsin. Bakamayacağım yüzüne. Aslında bu kadar utanacak ne var değil mi? Sıradan bir insan sıradan bir şekilde bana iyilik yapmaya çalışıyor. Hayır. O sıradan değil. O karanlığın bile önüne geçemediği bir güneş. Ondan etkilendiğim için utanıyorum. Kapıyı kitlememişim heyecandan içeri geliyor. İyiyim ben gitmek istiyorum diyorum yine inatla. Gülüyor. Hayır. Şimdi yine hipnotize olacağım dudaklarına. Cevap vermiyor, yatırıyor, elimden tutuyor ve sadece gülümsüyor. Kalkıyorum yerimden, yine de. Eğer daha fazla kalırsam aşık olmaktan korkuyorum. Yine tutuyor elimden. Sahi "Ne kadar kaçarsam kaçayım hep böyle tutar mı acaba elimden?" diyorum içimden.  O an anladım. Bu berbat hikaye hayatımı tümden değiştirecek ve ne kadar kaçarsam kaçayım sonunda onunla güzel bir hikayemiz olacaktı.  "Kaçarsam, tutarsın elimden. İlk gün bırakmadığın gibi ama bir daha hiç kaçmadım. Çünkü kaçamadım. Çünkü sevdim ve evrenin bana verdiği hediyeyi kabul ettim. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar