Yara

 Mutlulukla başlayan her şey acı vererek bitiyor ya hani, o zaman mutlulukta bir yara değil mi en derinimizden gelen, içimizden dışımıza doğru salıverilen ve mutluluğun hazzı geçtikçe büyüyen bir yara... 

Yara dediğimiz şey nedir? Yara, fiziksel veya kimyasal bir etkenin vücut bütünlüğünü bozacak şekilde oluşturduğu her türlü hasara denir. Yara bir çok şeyden gelir.Fiziksel yaraları hissederiz ve neyin neden acıdığını, nasıl geçeceğine dair tedavisini bulabiliriz fakat ruhumuzun aldığı görünmez yaralarımızın çoğu zaman farkında olmayız ve giderek daha da büyüyüp, neyin neden acıdığına nasıl geçeceğine dair çoğu zaman fikrimiz olmaz ve fiziksel yaralardan daha geç geçerler. Buna örnek olarak en derin duygu hali olan aşkı verebilirim. Füruz' un dediği gibi kimimizin "Yaraları Aştktan'dır". Aşk neden bu kadar derin bir yaradır? Çünkü mutluluktan gelir. Peki aşk nedir? Edip Canseverin bir şiirinde dediği gibi şöyle tanımlayabilirim;

"Hiçbir dilde söylenmemiş

Hiçbir dilde yazılmamış

Sözler ve şarkılar içindeyim." 

Bu öyle bir ruh halidir ki insan bedensel ve zihinsel kontrolünü kaybedip duygularının ona yön vermesine elinde olmayan sebeplerden dolayı izin verir. Tarif edilemez bu duygu siz farkında olmadan içinize yerleştirilmiş mayınlar gibi, aşık olduğunuz insanla karşılaştığınızda patlamaya başlar ve kalbiniz yanıp tutuşur. Nietzche şu sözle gayet güzel açıklıyor aslında. " En iyi sevginin bile kupası acı ile doludur." Eğer mutluluğumuz birine bağlıysa, ve bu aşktansa üzgünüm... 

Mutluluk sandığımız şey, kalbimizde patlayan her mayınla beraber sönüp gidecek ve bir gün küle dönecek. 

Aşk çoğalmak demektir belki yada biz öyle sanarız ilk başlarda. "Mutluyum işte bilmiyorum, gözlerim bir başka bakıyor, başka atıyor, çok farklı hissediyorum, sığamıyorum, dünya dar geliyor vs.". Bence aşk eksilmektir.Çünkü aşk vermekle başlar. Kendini verirsin, kendinden geçersin, vazgeçersin, kör olur da gözlerin göremez başka birisini ve hatta kendini... Kendini kaybetmenin, onda kendini bulmanın hazzı hoşuna gider. Hep yaptığımız bir şey değil mi? zaten günlük hayatta bile yalnız kalmaya tahammülümüz yok. Ya müzik açıyoruz, ya bir şeyler izliyoruz ya yiyoruz, içiyoruz ama sürekli bir şeyler yapıyoruz. Kendimizden uzaklaştığımız her aktivite bize haz veriyor. Çoğalırken eksiliyoruz ve farkında değiliz. Mutlu olduğumuzu sandığımız her şey içsel yaralarımızı daha da tetikliyor ve büyütüyor. Büyüdükçe daha da bastırıyor ve daha çok görmezden gelmeye başlıyoruz. 

Peki ne yapmalıyız? Yara almadan devam edebilmek mümkün mü? Yara almamak demek, ot gibi yaşamak demek. Hissetmemek demek, sevmemek demek, olmamak demek... Elbette incineceğiz, elbette yara alacağız, elbette deliler gibi aşık olacağız. Sadece görmemiz gereken şey yarayı büyütmeden farkına varabilmek... Eğer bir şey bize acı veriyorsa ve giderek bu acı daha da büyür hale geliyorsa onu orada durdurmalıyız. Elinize batan bir diken düşünün. Acı veriyor, göremiyorsunuz ama hissediyorsunuz. Onu oradan çıkarmadan iyileşmeyi bekleyemezsiniz. Önce kanayacak, yara alınacak ama sonra kendi kendine tedavi edecek. Gittiğimiz her yer çiçek bahçeleriyle döşeli, dümdüz dikensiz bir hayatımız olsaydı mutluluğun tadına nasıl varabilecektik ki? Yaranı gör, yaranı sev ve farkında ol. Hayatta her şey geçer bir halde. Zaman geçiyorsa, sende geçeceksin, o da geçecek, hiçbir şey kalıcı olmayacak.


Yorumlar

Popüler Yayınlar